Sordular ki söylemiş bulundum
Ölü bir yalan doğurdum bu sebeple.
Bin yıla erişir gölge
Altında yıldız
Üstünde pul döken yanık ki deniz
İçinde uğuldayarak yükselir korku ve nabız.
Yetişmek gayesiyle var bir güçle
Vardı ki bu sayede
Tahtta oturunca tek hamleyle el çırpar üç kere.
Lakin
Dört yanı küçük bir oda kadar büyük ancak
Kabiliyeti esneyebilen yorgun halatlarla çevrilmiş.
Meğer
Uzunca demir topuz çanı yanağından da öpebilirmiş.
Düşerken son kere bak
Ter akıtmaz bu sıklet,bu sırtta hafif yük
Su olur kalır
Savaş meydanına beyaz havlu
Dişliksiz çeneye darbeden erken atılır.
Seyri biten bir zamana koşmaktayız.
Mı?
Gayemizin ayakları bellemiş ki
Bu hızda yalnızca yabancı kanla orada yatar hatıramız.
Merakı bahsinden az,herkes dağılıp yol bilirken
Suların üstünde biz cesurca surda dikilir gibi,
Taş gibi ağır,kale gibi sırra mahsar durmalıyız.
İpinden tutup bu topaç kılıklı gerçeği
Kırbaçladıkça döndürüp,
Yere çakılmasına göz çevirip aşkla dengede tutmalıyız.
Havluyu bitkiye, aidiyetine,özüne
Verip en beyazı o lekeye sarılmalıyız..
Sımsıkı...
Bu nasıl bir kelimedir böyle?
Sır gibi ser gibi azametli.
A