R

SÜKÛT

Hatırlanmayan bir sükûtun iç sesiyle
Yazıyorum sana
Yokluğun,
Gecenin unuttuğu bir dua gibi sarkıyor yüreğime.
İsmi var, sesi yok bir sancı…
Bütün saatler, içimde seni arayan kırık bir pusula
Endişe,
Bozkırda kaybolmuş bir kervan yankısı.
Kilitli bir sandığın içinde çürüyen mektup kokusu gibi
Göğsümde, her nefeste biraz daha eskitiyorum seni.
Yoksun.
Ben bir rüyadan düşen sözcük gibi
Kıvrılıp kalmışım bir harfin eşiğinde.
Dilim, adını anmaya varmıyor.
Her hece, bir yangının külleriyle mühürlü artık.
Bahçeye bakıyorum pencereden
Camdaki buğuda silinmeyen bir siluet
İzini bırakmışsın.
Bir gül kurusu gibi,
Ne yana dönsem dökülüyorsun üstüme.
Geceler…
Boynuna hüzün sarkıtılmış kandiller gibi yanıyor odalarda.
Yastığım,
Bir mezar taşı gibi soğuk.
Dualarımda sen,
Hep eksik bırakılmış bir “âmin” gibi kalıyorsun.
İçimden bir tren kalkıyor her gece,
Varışsız, duraksız, senin yokluğuna bilet kesiyor.
Ben o trenin camında,
Bir hayal gibi bakakalıyorum kendime.
Ne sen iniyorsun,
Ne ben unutabiliyorum.
Ey adını sessizliğe hapseden sevgili…
Senin yokluğun,
Bir kitabın son sayfasına yazılmış ama hiç okunmamış cümle gibi
Hem tamam,
Hem yarım.
©reyhani