Sükut... Dilin susmasıyla başlayan bir yolculuk,
Her kelimenin ağırlaştığı, anlamların derinleştiği.
Tasavvufî ahlâkta samt, kalbin kapılarını aralar,
Zâhiri bir sessizlik, batıni bir huzur, gönlün sakinliği.
Dilin sustuğu an, kalp konuşmaya başlar,
Dünya kelâmı uzak, Mevlâ’dan başka bir nefes olmaz.
Zihnin sükunetinde saklıdır hakikat,
Tefekküre dalmak için susmak, en derin ibadet.
Ne kadar az konuşursa bir sâlik,
O kadar yakındır Hakk’ın sırlarına.
Söz gümüş ise, sükut altındır derler,
Kemal ehli, sükutta bulur kemâlâtını.
Samt, az konuşmanın ahengidir,
Az yeme, az uyuma ile yükselen bir mertebe.
Mürşit hem konuşur, hem susar,
Sükutla irşat eder, gönüllerde yankılanır.
Susmanın ölçüsü, dinde bulunur,
Yerinde konuşmak da susmak kadar erdemdir.
Ama susmak gerektiğinde, hakikatin izinde,
Sükutun değeri, sözden ağır basar.
Büyüklerin huzurunda sükut,
Edeb ile dolu bir sessizliktir.
Kur’an’ın kelâmı yankılanırken,
Sessizlik, rahmetin kapılarını aralar.
Dil, yalanın, gıybetin zehrinden korunur,
Sözlerin zararı, kalplerde derin izler bırakır.
Hz. Ali’nin dediği gibi,
Kılıç yarası iyileşir, ama dil yarası iyileşmez.
Mücâhede ehli, susmayı seçer,
Nefsin tuzaklarından uzaklaşmak için.
Rasûlullah’ın uyarıları yankılanır,
Dilini koruyan, Allah’ın rahmetine sığınır.
Sükut, bir sanat, bir erdem, bir yol,
Susmanın derinliğinde, Hakk’a giden bir iz.
Sözler sükutla değer kazanır,
Ve kalpler, sessizlikte Hakk’a yaklaşır.
Bırak kelimeler sustuğunda,
Kalbin konuşsun, hakikati haykırsın.
Sükut, en derin dua, en samimi teslimiyet,
Ve kalp, Mevlâ’nın huzurunda susan bir dil...
©hasanbey.
H