Attığım her adım nem kokuyor, yürüdüğüm bu sokaklarda,
Şehir, üstüme çöken bir ağırlık, ruhuma işleyen bir karanlık,
Aldığım nefes değil sanki, bir zehir doluyor ciğerlerime,
Oksijensiz kalmışım, sanki nefessiz, bu şehrin dar sokaklarında.
Sürgün yedim, sürgün edildim mor sümbüllü memleketimden,
Bir zamanlar benim olan topraklardan, hasretin içime çöktü,
Hatıralar, yüreğimde bir yara gibi her an kanar oldu,
Geçmişin gölgesinde kalan, mazlum bir sevda gibi.
Benim de akranlarım vardı, çelik çomak oynardık,
Çocuksu bir sevinç kaplardı her bir anımızı,
Şimdi doğasız, çimensiz, nehirsiz kaldığım bu sokaklarda,
Taş ve beton duvarlar yükseliyor, sanki eski günlere inat.
O nehrin üzerinden kaydırdığımız taşlar, bir çocuksu mutluluktu,
Ama şimdi, sürgün yedim, sürgün edildim o düşlerimden,
Ah, benim güzel memleketim, seni nasıl özler oldum,
Her hatıran, bir tutam gözyaşı gibi yüreğime doluyor.
Bu şehirde aklım karma karışık oldu,
Yavaş yavaş yitiriyorum benliğimi,
İnsanlar taş betona bürünmüş, yüreklerindeki sıcaklık kaybolmuş,
Bir zamanlar sadakatle dolu olan insanlık, şimdi soğuk bir duvar gibi.
Özlüyorum o babacan, mert, sevecen memleketimin insanlarını,
Sürgün yedim, sürgün edildim o masum, o çocuksu duygularımdan,
Güzel memleketimden uzak, her şey bir hayal gibi kaldı,
Geçmişin izinde kaybolmuş, mazlum bir gönül gibi.
Ne güzel bir köyüm vardı, pınarları şırıl şırıl akardı,
Karpuz, yoğurt, cingil dolardı pınarın serin sularına,
Akşamları büz gibi olurdu, papatyalarla süslenirdi ovam,
Nerede kaldı o çocuksu günlerim, nehrin kenarında kurduğum hayaller?
Sürgün yedim, sürgün edildim o doğasıyla yaşadığım çocukluğumdan,
Güzel memleketim, yüreğimde hep sen varsın,
Ama ben, seni sadece düşlerimde buluyorum artık,
Her düş, bir hatıra, her hatıra bir sevda gibi...
©hasanbey.
H