Kışın ince bir kar yağışı olurdu, ardından görkemli bir güneş ışığı.
O kırılgan ışık altında, buz gibi erimenin çaresizliğini bulurdum kendimde.
Kar bana usta elmasların tacı gibi gelirdi.
Altın, pembe tonlar belirirdi yüzümde.
Dağların tabanı hep karanlık olurdu.
Kar eriyecekti, dağ çirkinleşecekti,
Buz üstlenirdi ölmeye doğru bir yolculuk...
Orkidelerin çiçek açtığını görürdüm,
Bir bebeğin şeklini almayı öğrenirdim,
Bazen erken yaratılırdım
Hemen sütten kesilirdim.
Liken yetişen femoral sinirlerim birçok tonda seyrederken,
Kendiliğimden nefes almayı öğrenirdim...
Ve yayılabilecek kadar bir inilti emeklenirdi.
Tam boy ahşap tabut taşıyan bir adamdan,
Kir içinde bir kız yapılırdı.
Kir gömülmüş olurdu,
Kızın tüm göksel eşyalarıyla.
Tabutun taşınması,
Toprak atlarınkinden daha fazla güç talep ederdi.
Kız yirmi dört yaşında olurdu.
Bu benim vizyonumdu .
Bunu kehanet olarak düşündüm.
Diğer zamanlar, tarih...
Yıllarca bir gemi ile bir ülkeye benziyordu o kız.
Ve sonra evrenin derinliklerine gömüldü
Benim için gelecek, karadan, denizden, boşluklardan oluştu.
Bir şeyler kaybedildi.
Bir şeyler!
Bir şey!
Herhangi bir şey onu geri çağırabilir -
Mesela göz kapağımda ki bir kırılma...
©mustafaks
M