Hayat ağacı yaprak döktü,
Çiçek açtı.
Sırmalanmış bulutlar dağıldı birden,
Çürük kepir taşlarıysa yuva oldu kuşlara.
Yaralı bir karacanın acılı yüzünü anımsadım.
Olmaz dedim,
Yalnızlığın boynuna altın lale geçirdim!
Balkıyan turuncu,
Belli belirsiz tül mavi.
Sonbaharı incelten bir yağmur yükseliyor.
Ve kuşlar yükseklerde
Solgun bir dantel gibi asılmış duruyordu.
Ağır ve nakışlı bir toy sandığı gibidir ruhum.
Karanlık tortunun içinden yükselen,
Ağrı çiçeği gibi keskin kokulu.
Çoğu zaman geceyi koklarken,
Kanadının birisi açılmış
Kırlangıç cesedi gibidir bazen.
Bazen başı ala dumanlı Ağrıdağı gibidir.
ağır, heybetli ve onulmaz...
Gün;
Yerde usulca sürünen,
Sinsice yerdeki kayalıklardan yükselen kınalı bir keklik gibisin.
Pâre pâre dönen bir boranda esen yıldızlar kadar eski.
Ürkek bir ceren gibisin,
Şehrin yıkık surları üzerine çöken
Kusursuz gece gibi...
Bense ak tüllere soyunmuş âkik bir karanlıktan,
Işığa doğru uçmaya çalışan,
Mevhum bir kuşum yalnız.
Ellerimde sarı ve sırılsıklam,
bayat bir yağmurlukla...
©aspidistra
A