yürüyorum galatada altımda deniz,
karnım aç, susuzum biraz...
dayandım korkuluklara, kaldırıp kafamı,
açtım ağzımı...
gıdıklıyor dudaklarıma değen yağmur damlaları...
yürüyorum alt geçide orada yağmur ıslatmaz.
açmış yine pilav tezgahını pilavcı rüstem.
istesem bir tabak pilav şansımı denesem.
vermez bilirim, ne yapsam etsem.
saatler geçti karnım türküye durdu,
gelip geçenden para istedim durdum.
gel gör ki kimseyi fazla korkutamadım...
bir iki pilav parasını kurtaramadım.
uzattım ellerimi montu un yırtık deliğinden,
çıkardım kör eski meyve bıçağımı.
gözlemeye başladım merdiven dibinden,
alacağım zorla ister çıkan olsun ister inen.
geliyordu geçitten paltolu göbekli bir dayı,
belki iyi bir adam belki de bir ayı...
ya alacaz parayı ya yiyecez kalayı...
iki türlü de düşecek polislerin alayı...
aldım bıçağı yanaştım arkadan,
bir elim omzuna bir elimle sırtından,
dayadım bıçağı dedim kurtul dayı parandan
döndü sakinleştirmeye beni yalandan.
ne yaptım ne ettim aldım paraları,
bir depar atmışım tünelden galataya...
gülüşüm bastırdı karnımdaki naraları...
dedim zeko ziyafet var, kim takar polisten yiyeceğim dayakları...
©m.heykel
M