Yok.
Döne döne gitmekle bir bağı yok bu fiilin
Değirmen taşında aciz bir durumdan benim bahsim,
Sen bereketli bir çağda buğdayın en keskin baş dönmesiydin.
Tozunda, saçlarında,beyazında,
Ev önünde taşında,yalnız oturulan aşta
Taşan denizde,
Emeğinde kabın,derdi ucunda yanmış hamurun,
Kokusunda akşam üzeri dışarı çıktıkça acıkırdı tokluğun.
Yok!
Gitmekle kurduğu bir bağı yok bu yokluğun.
Kıtlığa dönmekle de hiç hele.
Aksine
Döne döne
Açıldığıyla güzel kalıyor,kök gibi sağlam duruyordu
Göz kapısında iz süren mühür taçlı lale.
Yok.
Sen
Sarp merdivenleri tırmanıyordun aynı paya basarak bile,
Gündüz, gündüz fakat en çok gece.
Koltuğunun altına sınırda bir cesaret kadar ince
Başında denge veren kitaplar ve kıdemli bir yürüyüşle
Kırılsa daha değerini yitirmeyen
Antika ve illüzyonlu,
Yapışkan ve yakışkan bütünden büyük parçaları saklıyordun.
Ad gününe bir kahramanlık büyüsü isteniyor
Sen tüm duaları bir zırh gibi kuşanarak,
Soluğunun ritmi hiç çoğalmadan avlanıyordun.
Üç elma ağırlığıncaydı bu hikaye
Ta en başında, ilk satırda kırmızı bir efsunla
Dallı budaklı,çiçekli itaflı sayfalanıyordun.
Yok
Bu bağın dönmeyle,değirmenle,buğdayla,
Açlıkla, toklukla,
Dünyayla da hatta,kat'a bir kör bağı yok.
Sürülmüş mü toprak?
Soralım şimdi ezerek yanına dek gidip uzun uzadıya susarak.
Mevsimi buydu beklemenin,şifa damara işlemiş mi
Ateşle esnerken haberci teller ayazla kısalarak.
Yok,
Bu gelmenin asla
Sonda evrilen bir başlangıçla
Bir aslı,bir renkli astarı.
Yok.
Bahçelerimiz taçsız, mühürsüz ve lalesiz ki
Öylece tokluğu karnının ağzında renksiz böceklere kaldı.
El yapması suni çimenler ve çiçekleri
Ne de güzel bir yalanla tarar oldu
Fırçada uzayan hayvan kılları.
aliyeşil
A