H

Unkapanı'nın Acımasız Çarkları

"Çok yanık, etkileyici bir sesin var," dediler.
Erzurum'da, askeri tabyaların dört bir yanında yankılandı sesim.
Gecenin on ikisinde, "Haydi şimdi subaylar gazinosuna gideceksin," dediler.
Vardık gazinoya, okumaya başla dediler.
Ben de okumaya başladım: "Ziganadan Toroslara hasretim yansır dağlara."
Bir baktım ki gözleri yaşlarla dolmuş, akar,
Her subayın ellerinde birer mendil, gözyaşlarını siliyor.
"Yazık bu sese, harcama buralarda bana," dediler.
Bir Hakkı Bulut timsali sesin var, git İstanbul'a, meşhur ol.
Tıpkı Malatya'da Sami Kasabın Selahattin Alpay'a dediği gibi,
Terhisten sonra vardım köyümüze.
Bir valiz aldım, düştüm İstanbul yoluna,
Vardım İstanbul'un Unkapanı'na.
Önce yavaş yavaş, bozuk para gibi ufak ufak darbelerle harcadılar,
Daha sonra öldürücü darbeyi vurdular.
Unkapanı değil, anladım ki tilki çakal kapanı.
Zor takat aldım valizi, ancak gelebildim tekrar köyüme.
Razı oldum her bir yaşantıma, halime.
Çünkü sesimle yankılanan dağlar, şimdi kalbimde yankılanıyor,
Ve köyümün sessizliğinde, ben yine kendim oluyorum.
Geceler boyu rüzgarla yankılanan sesim,
Unkapanı'nın çarklarında yok olup gitmedi.
Dağlarda yankılanan özlemimle,
Bir yıldız gibi parlıyorum, köyümün karanlık gecelerinde.
©hasanbey.