Sabaha yakın bir vakitti çıktım sokağa,
Elimde bir fotoğraf ve çakmakla.
Uzun uzun yürüdüm arnavut kaldırımında,
Güneş yüzünü gösterdi,
06:40 da söndü sokak lambaları,
Elimdeki fotoğrafa daha net bakmak için,
Sokak lambasının altında son kez oturuyordum,
Daha aydınlık, daha canlı gözüküyordu.
Ama şimdi söndü ışıklar,
Ve yandı çakmakla fotoğraflar.
Şehir hareketlenmeye başlıyordu,
Gözümden yaşlar istemsizce,
Hızlıca ve hırçınca yanan fotoğrafı söndürmeye çalışıyordu sanki.
Güneş tam tepeye ulaşmıştı,
Fotoğraf hâlâ yanıyor,
Gözyaşlarım inatla akıyordu.
Birden kuvvetli bir yağmur başladı,
Artık ağladığım belli olmayacaktı,
Yağmur yanan fotoğrafı durdurmuş,
Gözyaşlarımı gizlemişti,
Ama yüreğimin ateşi,
O bir türlü dinmiyor,
Hatta yağmurla daha da korlanıyordu.
Şemsiyeyle dolaşan bir sürü insan vardı,
Hepsinde farklı bir hikaye,
Farklı bir aşk vardı elbet.
Belki de benzer hikayeler ,benzer aşklar vardı.
Peki neden bana tuhaf bakıyorlardı,
Ağladığım belli değildi artık,
Fotoğraf,
O da yoktu artık.
Bir tek ben mi şemsiye kullanmıyordum ,
Yoksa ellerim,
Yüzüm,
Dudağım,
Külle mi kaplıydı?
Melisa DOĞAN
18/05/2019
06:05
©melisad.
M