Uzak diyarların birinde,
bir delikanlı varmış,
aşka, sevgiye tutsak.
Ayağında görünmez prangaları olan.
Hep susarmış bu delikanlı,
susmanın alfabesini öğrenmiş zamanla.
Yaşadıklarındanmıdır,
gördüklerindenmidir bilinmez
gözleriyle konuşurmuş hep.
Bakışların da yazarmış çünkü,
tüm sevinçleri, hüzünleri, kederleri.
Görmesini bilen gözler okuyabilirmiş hikayesini sadece.
Göremeyenlerse zaten, mahkum
etmiş ya bu delikanlıyi sessizliğe.
Kimisi köyün delisi dermiş,
kimisi şehrin avaresi.
Nerede olsa bir lakap takmışlar nasıl olsa.
Gerçekleri çekemeyenler
için de meczupmuş adı.
Her ne hikmetse, bir kendi adını bile
söyleyememis ya, bu delikanlı.
Düşünürmüş çoğu zaman,
çoğu zamansa sevdalıları izlermiş.
Anlarmış hemen çok sürmeyecek aşkları,
ayrı bir kefeye koyarmış
kavuşan sevdalıları.
Çünkü bilirmiş onların
senede bir defa açan
çiçek gibi nadir olduklarını.
Piiri olmuş ne tekim bu işlerin.
Kaç enkazın altından sağ çıkmış,
kãh sabretmiş, kãh vazgeçmiş.
Her türlüsünü,
her şeklini yaşamış sevmenin.
Ve sonun da kendine
göre bir şehir kurmuş yüreğin de.
Yasak şehir demis adına da.
Sevmek yasak,
seven yasak,
aşk yasak.
Kurallarını kendi belirlemiş.
Azıyı eline almış iş de,
sütten ağzı yanan misali.
Çok sevmiş ama,
ama bir türlü sevilmemiş bu delikanli;
' Sevilememiş '
Yazan; Dağhan Fırat
©daghan
D