Şimdi hangi dağın isyanını yazayım
Hangi dağda bir top gülle firlatayim
Ölmüş insanlığımızın üzerine
Nereden baksam insanlığımıza
Kurtaracak bir el uzatayim diye
Ellerimi uzatmadan kesiyorlar
İnsanlığı önderi dediğimiz
O vahşet saçan canavarlar
Şimdi hangi şehrin kenarında
Bulacağım hasretini çektiğim
O karanfil kokan gül saçlı kızı
Nereye gitmiş olabilir ki bu saatte
Yoksa onu da kaybettik insanlığımız gibi
Şimdi varıp sormak istiyorum
İnsanlığın önderi dediğimiz
O vahşet saçan canavarlara
Şimdi hangi mevsimi yaşıyor
Yollarını kaybetmiş nurlu yüzlü çocuklar
Kaç kurşun işlemiş kalplerine acaba
Bir cam kenarında gözlüyorlar mi
Mahpushane damlarina sorgusuz sualsiz
Vakitsiz bir anda belkide
Sabahın köründe çalmışlar kapılarını
Almış gencecik çocuklarını annelerinden
İnsanlığın önderi dediğimiz
O vahşet saçan canavarlar
Kaybolmuş bahar mevsimler içinde
Kış düşmüş yüreğimize her vakit
Özlem duyar olduk bir hapishaneye
Hapsettik duygularımızı içimize
Korktuk hakikat damlalarını söylemekten
Korktuk aç kalmaktan
Susuz kalıp çöllere düşmekten
Oysa ne mertlik türküleri söylüyorduk
Gün ağarmadan topraklarımıza
Gecenin karanlık kuytularinda
Nasıl da arslan kesilirdik
Nasıl devrim şarkıları söylüyorduk
Gün ağarana kadar mevzilerimizde
Sonra her şey güneşin aydınlığında
Birden bire kaybolup gidiyordu
Sanki yaşanmış hiçbir şey yoktu
Herkes koşuyordu işinin başına
Düşüyordu geçim sıkıntısı derdine
Unutuluyordu her şey aniden
Beynimizden daha çok
Kalbimize işlemişti korkusu
İnsanlığın önderi dediğimiz
O vahşet saçan canavarlar
K