"Veda-yı Hazîn"
Cihan bağında baykuşlar öterken fasl-ı hicran bu,
Gönül mülkün yakıp nârâ, gider misin a cananım?
Gözümden kanlı yaş çağlar, sanasın bahr-i umman bu,
Bırakıp bendeni nâçâr, gider misin a cananım?
Ezelden bağlıdır ruhum, kemend-i zülf-ü yâre hey,
Gidince sen, güneş doğmaz, kalır bu gönül kâre hey!
Tabibler kâr eder mi hiç, derunî taze yâre hey?
Sürüp üstüme atını, geçer misin a cananım?
Diz çöksem hâk-i pâyine, desem ki "el-aman gitme",
Yıkıp kâşanemi nâgah, bir mahv-ı perişan etme,
Vefa rüzgârını kesip, cefayı bana dost etme,
Yüzün döndürüp ağyâra, güler misin a cananım?
Süzülen yaşlarımı gör, feda olsun bu can sana,
Cevretme ey meh-i taban, olur her dem ziyan bana,
Eğer gitsen helal olmaz, bu ömür dar gelir bana,
Beni bu ateşe yakıp, gider misin a cananım?
"Muhabbet bir oyun" dersen, yakarsın rûh-u nâşâdı,
Unutursun o günleri, edersin göğe feryadı,
Siler misin o kalbinden, o en mahzun kelâmları?
Beni bir eski dert sayıp, geçer misin a cananım?
Felek çarkın kırar bir gün, kalır bu ah u feryâdım,
Yıkılır sâye-i lütfun, kesilir rızk u imdadım,
Seninle şâd olan gönlüm, olur artık bir nâşâdım,
Beni bu gurbete salıp, gider misin a cananım?
Siyah zülfün gibi bahtım, kararmış bir şeb-i yeldâ,
Ne bir mûnis sadâ kaldı, ne bir derman bu sevdâda,
Yüzün bir ay gibi parlar, şu karanlık muammâda,
Işığın bendemden çekip, gider misin a cananım?
Yeminler nâr-ı aşk ile, mühürlenmişti dillerde,
Adın bir vird-i zebandı, gezerdi hep gönüllerde,
Eyleme divane n'olur, garip, ıssız şu çöllerde,
Aşkı bir masal eyleyip, gider misin a cananım?
"Geçicidir bu sevdâlar" deyip geçme sakın nâra,
Cihanda kalmasın izim, düşersem böyle bir dâra,
Bakıp da yaşlı çeşminden, gizlice vurduğun yâra,
Tebessüm eyleyip öyle, gider misin a cananım?
Aslanî’yim kapında kul, ne taht ister ne tac ister,
Bu yaralı gönül ancak, birazcık merhamet ister,
Ayrılık zehrini sunma, canım bir tatlı söz ister,
Son ümidi yere vurup, gider misin a cananım?