Kan,gökyüzü taşıyan biraz sıvıdır kabımızda.
Girdapların bir kapı olabileceğini kimler dilenirler?
Kapanınca mı başlar bu yolun duraklara uzaklaşması.
Fırtınaların kopartamayacağı iplerin sıkıca tuttuğu yüzümü kimler bilirler?
Zahmetsizce bir anneye nazaran kolayca
Eğilip adın umut olsun derler
Doğumu sokağa bırakılan bebeklerin kulağına.
Sessizce yaparlar ki bunu
Tüm yalanlar
Alışagelmişliğiyle devir daim eder ve
Hep en yüksek seslerle söylenirler.
İnananlar bilir ve elbet en çok da inanarak söyleyenler.
Sancı çekmiş ve bir daha da asla bir ilaca yolu düşmemiş
Şimdi ayağı içimde sabit,kızıl denizlerin gölgesine uzan.
Gelecek zaman kaygılı dağlarımın ilkelliğinden
Kabuğunu soy ormanlarımın
Çıkar içinden derisi yüzülen aklımı çığ düşür sesinden.
Ve evet bunlar olurken sen
Köyleri ve sonrasında şehirleri istila eden hastalıklara karantina
Uykusu dalında kuruyan pencerelere bir miktar güneş
Aç ve susuz kalan çocuklara serçe doyuran bu kırıntılarca umutlar
Savaş çıkartan yeminler ve aynı hızla bitiren ölümler
Darlığına nefesimin bir söz getir senden,
Ne bileyim bir şey getir kendinden.
İpinden kurtularak salınan uçurtmama rüzgar
Hiç durulmayacak mekanlarda,hiç durulmayacak fırtınalarda yelkeni toplanan gemiler.
Kızıl bir mürekkep getir bana kabından taştığında kabımda dolaşacak
Ve
Kulak zarımı yırtarcasına,
Sokul içimin en kuytu yerine,dili lâl bir yalan söyle bana.
Biliyorsun
Söyleyenler gerçeği zaten bilirler.
Koy beni sen bilerek inananların arasına.
A