Hüzünlü bir kavak ağacı gibi uzun boyluydu
rüzgarı tersine alıp eğiliyordu makinesine
mücevher dolu bir kutu gibi
ciddiyetle tutuyordu ekmek kapısını
avuçları çizgili ama ayakkabıları temizdi
pek ihtiyatla giyerdi belki ölmüş karısının yahut onu terketmiş kızının aldığı gömleği
geçmiş bayramların yitik bir arifesinde..
bir anıtın önünde
saygıyla durur gibi dik dururdu bedeni
yürüyen bacaklarının üzerinde.
ve bir sergide izleyeni umursamayan
bir portre gibi ileriye bakardı yüzü
bazende bir tanrı gibi yere
soylu ama abartısız, fakir ama mağrur bir ev gibiydi bedeni
bahçesi geçtiği yollardı, komşuları karanlıklar
ve gözlüğüne yansıdığında ışıklar
sirkinin parlak sahnesine çıkmış
tecrübeli bir cambaz gibi
dikkatlice hissederdi
üzerinde duracağı ipleri
kim ne isteyebilirdi ondan?
asırlık bir tapınağa ne sorabilirdiniz?
hangi sözcükleri seçerdiniz yahut hangi dili?
belki sadece bakışlar ve mimikler
ve bir kaç nazik sözle rica edebilenler
onun evrenine girebilirdi.
işte böylece öyküsünü bilmediğiniz bir kitap gibi
geçti gözümün önünden bir kaç defa
şimdi nerede olduğunu kim bilebilirdi?
©breampaco
B