Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi?.
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten.
Sen bitkin düşmelisin, koklamaktan bir çiçeği.
İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne.
Denizin sonsuz nefesini hiss edebilir.
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır.
Kopmaz kökler sarmaşıktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın vücudunu?.
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin.
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara?.
Bir kum tanesi biriktirip, bir yaprak gibi yetişip, bir taş gibi donacaksın.
İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli hissedebildiğinde.
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına.
İnsan hüsranına dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir okyanusa dalarcasına.
Uzak ülkelere gitmeli seni, tanımadığın insanlarla yüzleşirken.
Bütün kitapları okumak, bütün kendini tanımak arzusuyla yansımalısın.
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu.
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın.
Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle saklıca.
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı.
Kanın karışmalı hayatın köklerine dolaşımına.
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanına.
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göklerde ,bütün evrene karışırcasına.
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır sonsuz değildirlerdir.
Ve hayat, sunulmuş bir cam gibidir bakar gidersin arkanca.....
©gönülyazar
E