Zaman dediğimiz yelkovanla akrebin ardı arkası kesilmeyen birbirini kovalaması değilmiydi?
Ve her saat ikisininde bir noktada buluşup daha sonra tekrar ayrılmaları değilmiydi?
Ve şuan yirmi dakika kadar az bir süre içerisinde buluşup gerçek zamanın en değerli vaktini vermek adına,adım adım ilerleyen bir yelkovan ve sabrı bitmeyen, beklemekden bıkmayan akrebin,onu beklercesine yavaş ve sakin hareketleri, yelkovanın dahada ısrarcı oluşuna sebep olan değilmiydi?
Fakat zaman hepimiz için geçerli.
Onlarda doğru zamanı yakaladıklarında, mutluluk saçaçaklarını biliyorlar.
Biz ise doğru zamanı beklemeyi bile bilmiyoruz. Aceleci,
Arzu ve isteklerimizin,
Nefsimizin,
Bir anlık gafletimizin,
Her seferinde zamana bırakmama düşüncemiz ağır basıyor olan taraf değilmiydi?
Zaman kaybetmek seni kaybetmeye denk düşen taraf değilmiydi?
Zamana bırakmak yerine
Ruhen ve bedenen kendimi sana bırakırım.
Ölçü yok,
Zaman yok,
Mesafe yok,
Hiç bir matematik işlemi yok,
Sadece gönlümden gelen safi duygular ve düşünceler hakimdir bana.
Sadece Hakim olanın Adıyla dilerim
Dilerim seni bir toprak gibi,
Susuz kalmış çöllerde bedenimden vaz geçerim , Dilerim seni,
Koca gözlerini dilerim,
Minik ellerini ve gölgesine ihtiyaç duyduğum saçlarını isterim.
Yanağından koklamak,parmak uçlarından
öpmek isterim
Ölmeden saniyede olsa bir nefes yakınımda ol isterim..
©bkrincbiz
B