Zaman kavurdu, kanlı maziyi,
Tarih değiştirdi, nasipsiz talihi.
Sabah gözüktü ki nurdan parlak,
Geceler çöktü ki alçaktan daha alçak.
Hilal nuru ile selamlamakta arzı,
Şudur pak yıldızların yegane arzı:
Başıboş kalmasın surdaki ilahi gedik.
Zira, gelip geçip içinden girmedik.
Sahra ya da orman fark etmez,
Er dediğin vardığı yerden dönmez.
Bıldırcın eti yeter doymaya,
Lüzum yok soğana salataya.
Gaddarca yükselen avantanın binbir sancısı,
Hangi sadaka ile geçer, mel'un karın ağrısı.
Maskeli sıfatların altındaki angarya,
Çok asırlardır ismimiz hep "parya".
Şimdi dövün yiğidim, bucaksız çöller sana bakıyor,
Dizginleri al eline yiğidim, şu mahşer seni bekliyor.
Haritadan taşan hayalleri bilen sensin,
Uygarlık ile harab olan şehir artık sevinsin.
Kıvılcım damlamakta o mukaddes sahraya;
Anadolu Kıtası büyüklüğündeki davaya.
Şah üzerinde baş, kalem üzerinde ferman var;
Bir avuç kahraman artık neye yarar?
Vasıfsız satırları kemiren kurtlar varmış;
Dava ki, kalemler zafere yaklaşmış.
Yakarışlar çınlıyor kulaklarda: "Heyhat!"
Fayda yok nafile, aksine döndü fıtrat.
Ufuklar kapandı, sıfatlar karardı,
Ezbere bilgiler kitaplardan kaldırıldı.
Örümcek yuvadan çıktı, geride yumurtası kaldı,
Ağları yırtıldı örümceğin, yumurtaları kırıldı.
İstediğince sızlan şimdi, sabaha kadar ağla,
Kesif duvar örüldü, o örümcekle bu ağ arasına.
An bizim, şimdi dövün ey nasipsiz,
Kendi batıl davanda kaldın sahipsiz.
Sonra çevir başını da bak etrafa;
O kanlar sığacak amma, hangi insafa?
Aleme ibret için dikildiğim kazıktan,
Tek gecelik hevesin çocukça inkılabından...
Heybetli ezanlar yeniden semaya çarpınca,
Yıllar yılı süren sabır taşı çatlar zannımca.
Şark ile Garb bir, lisanlar ve çehreler bir,
Artık diner mi sanırsın o kutlu mescitten tekbir.
Şu çırpınan yüreklere bir sabah yok mudur,
Benim mi bu an, yitik seslere bir isyan çok mudur?
Asırlık feryadın eşiğinde tıkanıp kaldık,
Eyvah ki mezara bağıran biçarelere kaldık.
Gök siyah, yer siyah, arada kalanlar siyah,
Hangi sütle temizlenir, hangi yalanla bu günah?
Sesler yitirdi faziletini, ruh kaybetti bedenini,
Yarın yakalar öksüz çocuk, bir devrimin devrini.
Fikirler, lisanlar, isimler mahpus edildi,
Vicdansız mezalim, nice beyinler yedi.
Hüküm; sürüleri sürdü, sesleri söndürdü,
Üç kişilik masa, ne mazlumlar öldürdü.
Ölmüş zihniyetin hareket eden eti,
Kurumuş ciğerlerin en karanlık ziyafeti.
Leşlerin koktuğu daracık bir sokak,
Gebe kılıçtan nazlı yiğitler doğacak.
Nur sabahın arefesinde taş mabud parçalanacak,
Gök yarılacak, deniz taşacak, olanları arz anlatacak.
Leylekler kanatlandı, sıcak sahraya göçüyor,
O sıcakta, her gün bir harf eriyor.
Üç hecelik hevesin de sonu geldi,
Tek kelimede ilzam edildi.
Tuzu eksik bu sofranın, ekmek tatsız,
Her lokma dert, çay bile yavansız.
Varış noktaları kanla boyandı,
Kan çukuru bile kana doyamadı.
Kanatları aka boyandı kara karganın,
Her bakışı yalan, sahte ak kaşlarının.
Kudurmuş zamanın paslı çarkında,
Ufak kaldı hakikat, öğütüldü parmaklarda.
Katil kalem sıraya girdi, bekliyor infazını,
Gözyaşı dahi yoruldu, silemiyor sızısını.
Kim kaldı çadırda, kim bekliyor sabahı?
Çatlak dilek taşının binbir türlü ahı.
Zehir dolu testilerden kandil yapılmaz,
Küllenen her yürek bir daha yanmaz.
Çığlığın yankılandığı mağaralar yıkıldı,
Her hakikat kurşun gibi semaya sıkıldı.
Çift başlı ejdarha yerlere alev püskürdü,
Başlar dağıldı; biri dağa çıktı, biri kürsüye çöktü.
Biri "ümmet" dedi, biri "menfaat" zannetti,
Biri "zulüm" kustu, biri susup seyretti.
Urganları ağaca bağladı da susturdu tantanaları,
Hangi sel boğar, bu katil ejdarhaları?
Kendi silahımla gavur gibi bombalandım,
Öz ceddime sadık kaldım diye yabancı sayıldım.
Kemiğimi kavurdu Garb'ın kahpe rüzgârı,
Midemin etini çiğnedi asrın intiharı.
Kardeşler vahşete uyandı seherde,
Çok insan öldü tek seferde.
O vahşet büyüdü kardeş kardeşi parçaladı,
İnsan leşi etler çiğnendi, kusmak kaldı.
Ne büyük intihardır bu, tarih gömüldü,
Çakalların ihtirasına alevler söndürüldü.
İhtiram kalmadı cenazelere, kefensiz yatırıldı,
Kemik, diş, tırnak hep meydanda dolaştırıldı.
Cihet çift; birinde ufuk birinde cehennem görünüyor,
Ufuk bir; dalı ezelde bir çınar görünüyor.
Çınarın gölgesinde diriliş ateşi, asırlık mezardan,
Ve bir çıkış gözüküyor; o dehşetli enkazdan.
Tepesi cihanın, bayrakta dalgalanıyor,
İsimsiz şehitler türkü mırıldanıyor.
Tepeye varmak için bir yürek gerek,
Geriye bakmadan, bir şey düşünmeden ilerlemek.
Şahlanış için bir yüce kıvılcım yakıldı,
O kutlu tepeye az buçuk ramak kaldı.
Cihadın dehşeti titreyen yürekleri okşadı,
Ayağı kopuk gaziler, yüksek tümseğe tırmandı.
Kan kustu deryalar, gemiler ölüm dağıttı,
Katil meşe, kim bilir kaç masum astı.
Uyuttular, kış gören ayı gibi mektebi,
Sonra üşüştüler, yaydan fırlayan ok gibi.
Sayfalar karanlık, kelimeler karanlık,
Çok kitap gördüm: Sayfalar yırtık.
Meçhul cümleler neden gizlendi,
Kurşun kalem, keskin kılıcı nasıl yendi?
Şu kapkara bulutlar kısmetine ağlıyor,
Bir damla yağmur, kaderine yanıyor.
Yıldırım gelmekte, bir tufan gibi,
Ancak otlanmakta bizim köyün merkebi.
Doyana kadar tıkın, şişene kadar iç,
Taşacağı günü iyi bilir bizim Meriç.
Sulhün devri bitti, Çin'e kadar benim,
Bir dirilse şu mahşer, Endülüs'e akarız eminim.
Kara sazdan lanetli notalar yükseldi,
Kazanda kaynayan beyinler delirdi.
Kutlu avaz yaylım gibi mahşer uyandırdı,
Diller sustu, al sancağı kelamlar kaldırdı.
Heybetli çınar kökten kesildi, dalları kırıldı,
Ezeli kuşatmıştı kökü, hayalleri yarım kaldı.
Mahzun kütük, hüzünlü yaprak, tasalı toprak,
Kabuk bağlayan illeti hangi zillet yaracak?
Ne korkunç cinayettir bu, yas tutulmuyor,
Çok şey kayboldu, hiçbir şeye ağlanmıyor.
Tüten kıvılcımdan yangın nüksetti,
Asırlık girdap, çok masumu hapsetti.
Asırlık cinayetin katili mahkum oldu,
O nazlı mazlumlar meftun oldu.
O üç hecelik heves devrildi,
Yazılmış yalana bir son çizildi.
Lahza yeşerdi mi ne, benim mi bu soluk?
Sarsıntı durmuş mu, nur damlatıyor oluk.
Kadim diyarın nâlân çocuğunun eli,
İstikbale adım sayar da, başındaki düşmemeli.
Yıllarca ağlayan bedenim isyan etti,
Susup kıvranan dilim kıta kıta laflar etti.
Medeni adam bana hep enkaz bıraktı,
Çağdaşlıktan ülkem rahnedar kaldı.
Şu fırtına nedir, var mı gören?
Yüce kasırga gibi gürleyip gelen.
Tufan gibi parçalayan, dağıtan,
Her noktaya bir hüsran bırakan.
Asırlardan bir hürriyet doğdu,
Aydınlattı koca Anadolu'yu.
O ne müthiş zelzeledir, o ne büyük afettir,
Asırlık saltanatı sarsar, çağa nizam getirir!
©mahzenşiir
E