Sensiz geçen her an, bir ayrılık uçurumunun tam kenarında, paramparça olmuş bir ayna.
Her bir kırığı, içimden kopan bir damla
gözyaşı, kanlı mürekkeple yazılmış, zihnime kazınmış bir anı.
Kaderin o acımasız iğnesi ruhuma her battığında, ciğerlerimden fırlayan öksürükle dağılıyor zaman ve mekan;
Artık ne zamanın bir anlamı var ne de mekanın bir önemi.
Aşk mı? O bir zamanlar sonsuzluk vaat eden bir zerreymiş meğer;
Şimdi sadece bir bataklık, içinden çıkamadığım, kurtulamadığım bir işkence.
Kalbim, kara bir deliğe sürüklenen bir dünya gibi, her atışında biraz daha parçalanıyor, yutuluyor varlığım.
Parmak uçlarımda kalan tek iz, sana dokunduğum o son anın tozlu, silik hatırası.
Kadeh kırık. İçindeki o tarifsiz sükut ise, Araf'ta yankılanan hüzünlü bir melodi gibi içimi deliyor.
Anılarım, bir kasırga sonrası çamura saplanmış çaresiz bir ruh gibi, kurtuluş arıyor, debeleniyor.
Sen yoksun ya, dünya da karanlık bir evren benim için;
İçinde kaybolduğum, yolumu bulamadığım dipsiz bir boşluk.
Bedenim bir kafes, ruhum ise sensizliğin o ağır sancısıyla kıvranıyor, can çekişiyor.
Her şey bir rüya, bir kumar, masanın üstünde kalan tek şey ise yitip giden bir zar.
Ve tüm bunların tam ortasında, tarifsiz bir ayrılık daha... Sonsuz bir ayrılık.
©zeynra
Z