Mal ve nefsi emanet verilen, yükseldikçe,
Emanet Veren, onu daha fazla sınarmış.
Her musîbet içinde, can burnuna geldikçe,
İmanını kaybetmek korkusuyla yanarmış.
Dünyadan gideceği gerçeğini bilse de,
En küçük bi belâdan telâşa kapılırmış.
Dünya, ukba, hestî, terk güya terk edilse de,
En ufak bir sınavda tasannû yapılırmış...
Zavallı nefs, kendini padişah zannederken,
Padişah'ın kölesi olduğunu unutmuş.
Denizden fersah fersah büyüğüm, zannederken,
Denizde damla bile değilse de, unutmuş...
Kendinden başka hiçbir büyüğü tanımazken,
Mütekebbir ve Ekber Hâlık'ını görmemiş...
Mikrofonları başka kimseye uzatmazken,
Söz Sultanı'nın nerde olduğunu görmemiş.
Güç ve kuvvetinin var olduğunu sanırken,
Mikroba yenildiği hiç aklına gelmemiş.
İstediği her şeyi yapabilir sanırken,
Bir şey yapamadığı hiç aklına gelmemiş.
İktidârı pek azken, ihtiyâcı pek çokken,
Sahib'ini tanımaz, âsî bir köle olmuş.
Hayalleri sonsuzken; aczi, fakrı pek çokken,
Hiç-ender-hiç kendine mutî bir köle olmuş.
Zavallı nefs, sadece O'nu görebilseydi,
Başka her şeyin mahlûk olduğunu görürdü.
Kendinin zayıf, muhtaç olduğunu bilseydi,
Kendisini bırakıp, o caddede yürürdü...
©lahuting
V