Bugün hiç olmadığım kadar yorulmuştum.
Çölün ortasında mucizelerle açmış bir gül goncası gibi
Mücadele etmekten bıkmıştım.
Sahte, bayağı, çıkarcı, menfaatçi...
Kısaca insanın olduğu her yerden bıkmıştım.
Ruhumu bedenimde zor zaptediyordum.
Sabret bitecek elbet bitecek bu kabus diyordum ruhuma.
Bu bize tatlı rüya gibi gelen kâbusunda elbet bir sonu var diyordum.
Sarılmıştım dört kolla Allahın vermiş olduğu en büyük nimete;
Kâğıt ve kalem.
Basit iki kavram gibi görünen fakat,
Büyük bir mucizeydi benim için.
En zor animda bile
Ruhumun moral deposu olmuştu kağıt ve kalem
Ruhum bedenimi çiğneyip amansızca göklere savrulmak istiyordu.
Unutulmak, sadece savrulmak istiyordu.
Hiç hatirlanmamak pahasına gitmek istiyordu
Ait olmadığı ve olmayacağı bu diyardan.
Bir çiçek gibi güneşten dolayı kuruyup, Rüzgarın da son darbesiyle parçalanıp
Toz halinde yok olan nice insan gördüm.
Herbirinin nice hayali vardı belki...
Ya da yoktu, belki onlarda benim ruhum gibi,
Hapsolduklari bu bedenden
Kurtulmak, amansızca savrulmak istiyorlardı...
Yorgunum ve bu diyardan göçüp gidene kadar öyle kalacağım.
Fakat eğilmeyeceğim, ezilmeyecegim
Bu insan musvettelerine.
Hep savaşacağım sonu hüsran olsa bile.
Yorgun olsam bile göçüp gidene kadar,
Elimden geldiğince hakkı savunacağım.
©harungul
H