Yörük Kızı
Yörük kızı derlerdi adına, namı dillere destan,
Dağ rüzgârıydı yürüyüşü, başı dik, alnı aslan.
Göç yollarından süzülmüş bir dua gibi geçti,
Gönül gözü açık olanlar bildi onu her zaman.
Kırk kilit ottan anahtarı vardı avucunda,
Kırk kilitli kapı açılırdı gülüşünün ucunda.
Ne büyü bilirdi ne hile, kalbiyle çözerdi,
Sır olurdu her düğüm, çözüldü duruşunda.
Küskün gönülleri barıştıran bir söz taşıdı dilinde,
Bir bakışı yetti nice yaranın silinmesine.
Öfke eğildi merhamete, kin sustu yanında,
İnsan kendini buldu onun sessizliğinde.
Ne saray bildi ne taht, ne altına meyletti,
Bir çadır gölgesi ona cihanı öğretti.
Yüreği zengin olanın yükü hafif olurmuş,
O bunu yaşadı, yürüyüşüyle ispat etti.
Adı rüzgârda kaldı, izi toprağa sinmiş,
Bir masal değil, hakikatin içinden geçmiş.
Yörük kızıydı evet; ama bir obaya değil,
Bir insanlığa yurt olmuş, gönüllere yerleşmiş.
©doğukan01
H